Rastgelelik Algısı ve Makroekonomik Süreçler: Her Şey Bir İstatistiksel Dalgalanma mı?
Ekonomik tabloları incelerken, bazen karşılaşılan bir direnç noktası oluyor: Her şeyin bir sebebi var mı, yoksa karşılaştığımız bu ivmeler, düşüşler, tamamen rastgele bir gürültü mü? Finansal danışmanlık pratiğimde ve özellikle döviz kuru hareketlerini okurken bu ikilemle yüzleşiyorum. Bu serideki önceki yazılarımda, kişisel ilişkilerdeki "tesadüfleri" veya "kaosu" incelemiş olsam da, bugün bu kavramı doğrudan veriye, yani piyasaların dinamiklerine taşımanın vakti geldi.
Peki, bir piyasa hareketini tamamen rastgele olarak görmek doğru bir yaklaşım mıdır?
İlk bakışta, büyük bir şok olayı gerçekleştiğinde (bir faiz kararı, beklenmedik bir jeopolitik gelişme gibi), sanki tüm sistem o anda kendi kendini yeniden kalibre etmiş gibi algılanıyor. Bu algı, özellikle düzensiz görünen fiyat grafikleri karşısında güçlüdür. Sanki kurumsal yapılar, makro göstergeler ve yatırımcı psikolojisi bu büyük bir oyunun parçası değil de, sadece bir olaylar zinciri gibi gözüküyor.
Bu bakış açısıyla "Rastgelelik" kavramının avantajları ve dezavantajları nelerdir?
Rastgelelik Varsayımının Cazibesi (Pro)
Birçok yatırımcı ve piyasa katılımcısı, özellikle hızlı ve yüksek volatilite dönemlerinde, analitik modellerin yetersiz kaldığına inandığında bu yanılgıya kapılır. Bu "rastgelelik" varsayımı birkaç psikolojik görevi görüyor:
- Bilişsel Rahatlık: Sürekli değişken bir sistemin nedenini bulma zorunluluğundan kurtulur. Her şeyi bir şok olarak tanımlamak, bireysel bir sorumluluk veya derin bir neden-sonuç ilişkisi kurma yükünü hafifletebilir.
- Kısa Vadeli Uyum: Çok kısa vadede, özellikle düşük likiditeli veya çok küçük ölçekli piyasalarda, rastgele gürültü (noise) gerçekten de sinyallerden çok baskın olabilir. Bu durumda, her şeyi modellere oturtmaya çalışmak tahrip edicidir.
Determinizm Arayışı ve Gerçeklik (Con)
Ancak, benim 20 yıllık tecrübem gösteriyor ki, finansal sistemler termodinamik sistemlere benzer; bir entropi vardır, ancak bu entropi tamamen düzensizlik demek değildir. Bu noktada "rastgelelik" kavramının tehlikeli bir yanılgı haline geldiği yerdeyiz.
Finansal piyasalar, temelde insan davranışlarının ürünüdür ve insan davranışları, belirli kurallar, beklentiler ve bilinçaltı sürümler üzerine kuruludur. Bu yapısal özellikler, hareketi öngörülebilir bir sınırlılıklar içinde rastgelelik haline getirir.
Eğer bir hareketi tamamen rastgele olarak etiketliyorsak, o zaman bundan öğrenme potansiyelimizi de tamamen sıfırlamış oluruz.
Gerçekten olan nedir? Bu, muhtemelen "Sınırlı Bilgiyle Yapılan En İyi Tahminlerin Etkileşimi"dır.
Piyasaya girdiğimizde elimizdeki veri seti, tamamlanmış bir evren değildir. Bizim modellerimiz, bu eksik veriyi tamamlamaya çalışırken, küçük farklılıklar bile büyük varyanslara neden oluyor. Bu, klasik kaotik sistemlerin gösterdiği bir özelliktir: başlangıç koşullarındaki (initial conditions) en ufak bir hata bile, sistemin uzun vadeli çıktısını tahmin edilemez kılsa da, bu öngörülemezlik, sistemi tamamen rastgele yapmaz. Bir trendin sürdürülebilir olup olmadığına dair güçlü bir ihtimal dağılımı vardır, fakat bu dağılımın zirveye ulaşma zamanlaması, sizin bahsettiğiniz "tesadüfi" kareye denk gelebilir.
Sonuç olarak, piyasa hareketlerini incelerken benim yaklaşımım şudur: Rastgele görünen hiçbir şey yoktur; her şey, o anki bilgi seti ve o bilgi setinin sınırları içinde belirlenmiş bir kararın sonucudur. Kaos, sadece bizim bütün resmi görme yeteneğimizin o an ulaşamadığı gerçeğinin dışa vurumudur. Verilerle konuşmak, bu gürültüyü filtreden geçirip, altında yatan yapısal devamlılık zincirini bulma sanatıdır.
Bu filtreyi kurmaya devam edeceğiz.